« Önceki | Sonraki »

31/7/2008

bir kadın-2

Bir kadın...

Bir akşamdı...

Belki bir şarkının her sesinde
Belki bir sahil meyhanesinde
Belki de bitmeyen gecelerin sonundasın


Şehrin nabzını tutmamıştı nicedir.. Denizin vapuru sağa sola sürükleyişini, ailecek çiğdem çitlenen akşamları, denizin bok kokusuyla karışan 'Süt darıııı' kokusunu...

Oysa hep geldiği yerdi. Ama hep başkalarıyla gelmişti.

Bir yıldız gökte kayip giderken
Islak bir yolda yalnız yürürken
Bambaşka bir şeyi düşünürken aklımdasın


'İnsan kendini özlermiş en çok' dedi içinden. En çok kendine ihtiyacı vardı belki de..
Ne vefalıydı kendisi aslında. Kendisine ait bir çok şeyi sevmese de ruhu bedenindeydi işte. Hep onunlaydı..

Ama

Duygusal ihtiyaçlarını yok sayamazdı buna rağmen..

Geçmis değil bugün gibi
Yaşıyorum hala seni
Sen hep benim yanımdasın
Gündüzümde gecemdesin
Çalınmasın söylenmesin
Sen benim şarkılarımsın


Az sonra iki uçak kavuşacaktı birbirine nerdeyse. Birbirine doğru gelen iki sevgili gibi. İvedi, soluksuz.. Neyse ki birbirlerinin yanından geçip gittiler aynı hızla... Kavuşsalar felaket olurdu.. Bazen gerçekte de böyle oluyordu ya..

Sanki hiç gitmemiş hep var gibi
Bir sırrı herkesten saklar gibi
Sessizce sokulup ağlar gibi yanımdasın
Beni birşeylerden aklar gibi
Koparmadan çiçek koklar gibi
Hiç bozulmamış yasaklar gibi yanımdasın


Yarasa kanadını çırpmasa denize düşerdi... Ve balıklar o yarasayı yerdi..

Oturup dertleştiği deniz kıyısından poposunun tozunu silkeleyerek ayrıldı. Alkol gibi kokuyordu sanki deniz..

Geçmis değil bugün gibi
Yaşıyorum hala seni
Sen hep benim yanımdasın
Gündüzümde gecemdesin
Çalınmasın söylenmesin
Sen benim şarkılarımsın


Şarkı bitmişti...

4/2/2008

Bir kadın..

Eline aldığı incecik kalemle büyük bir başlık attı sayfanın tam ortasına..
Belki de kendi tarihini sorgulayacaktı, kendine mektup, kendini teselli.. Kim bilir?
Amaçsızca bir başlık attı ve az önceki düşüncelerinden alakasız bir şekilde yazmaya başladı:

Simsiyah saçları,
Ensesine dökülmüştü,
Şakaklarına ne olmuştu ama?
Aslında saçları da seyrelmiş görmeyeli..
Peki bu gözlerindeki yorgunluk?
Kaç tane beden kayıp gitti ellerinden?
Oturduğun semtten manzaraya bakarak,
Kaç kadını düşündün?
Kaç kadından sonra kaç sigara?
Kaç damla gözyaşı akıttın anılarının kirlenmişliğine?
Arınabildin mi adam?
Kimin adı iz bıraktı dudaklarında?
Kimin kokusunu çektin deniz kokusu gibi?
Hepsini boşver!
Kendine baktığında, kendini gördün mü hiç?
Buz gibi duvara sırtını verip,
Aslında kendini sevmediğini
Düşündün mü hiç?
Zeytin gözlerini?
İnce boynunu?
Ve ezbere yaşadığın izbe hayatını?
Hepsini boşver!
Kendinden ne istedin be adam?


...
Onun için son yazdığı yazı aslında yarıda kalmıştı..
Ve sadece acıdı O'na..
'Ama gözleri güzeldi' diye fısıldadı..
'Ama...'
Hayatta daha güzel şeyler vardı, bunu biliyordu..
Ve,

Bir kadın uyudu....

28/1/2008

sis

Penceren aydınlanır belki bir gece,
Beyaz boyunlu ince bir kadın geçer rüyalarından,
Gerer ince boynunu sana da ,ölesim gelir..

Parmaklarından yayılır zehri ,damarlarının en işlek olduğu yerlere
Beyaz boynunu ayırasım gelir o vakit , giyotinle..

Penceren aydınlanır belki bir gece,

Tül perde gibi sımsıkı çekilmiş sisi aralayamam,
Ellerim sisli ,
Gelip alamam seni..

Dün yıkanmış çarşafların kokusu siner benliğine,
Yine de günah dolu geceleri yıkayamazsın,
Çarşafların gibi kokmaz tenin bundan böyle..
Elinde tek kalan odur ki,
Kirletilmiş gecelerin..

Sevgiliye..









24/10/2007

Zeytin

Bir gün tutup götürmeliyim seni ellerinden ,
Bir deniz köpüğüne harcamalıyım hayatını,
Sebep sormamalısın bana o zaman ,
Ufak bir köyde kahvaltı yaparız belki,
Sonra zeytin-ekmek kokuları eşliğinde sohbetinle beni mutlu edersin
Zeytin mi yeşil gözlerin mi yeşil diye düşünürüm ben gene sana bakarken..
Sana bakarken,
Gözlerinle sevişirim de farkına varmazsın..
Farketmezsin tabii.
Seni ne kadar sevdiğimi sen nerden bileceksin?


Sonra,
Rüzgar esmeli tam arkandan saçların dağılmalı.
Sonra sen sigaranı yakarsın
Ve ben gene sevmem sigara dumanını. Uzaklaşırım , sen gelirsin.

Ve sen hep gelirsin bana..


Senle kısacık perdeleri olan evlerde uyanırız belki,
Merdivenleri dar olan,
Ayak seslerin aşkı müjdelemeli  sen kapıdan girmeden ..

Sana çağlamalıyım bir tek..

ve sonra..
Dedim ya bir deniz köpüğüne harcarım seni.

14/10/2007

gökkuşağı

Bedenimi koltuğa emanet ettim..  Yağmurun vermiş olduğu yorgunluğu sinir uçlarımda hissederken, odayı berrak bir ışık demeti aydınlattı. Bir yerlerde gökkuşağı vardı , ama başımı kaldırıp bakacak halim yoktu. Onun yerine zihnimdeki bulanık renkleri sıraya koymaya çalışarak gökkuşağını düşündüm.. Renklerin bittiği  yere ise bir küp altın koydum , masal kitaplarından hatırladığım resimlerden..

Gökyüzü keskin bir şekilde toprak kokarken ayaklarımı tutup ısıttım.. Havanın temizliği, akciğerlerini kanatıyordu insanın.. Bu sonsuz ferahlık bütün hücrelerimi yeniledi sanki..
Yıkılıp tekrar yenilenen bir şehir gibi...
Ama bu şehirdeki tarihi kalıntılar da bir sanat eseri sayılırdı.. Kendi kalemin yasemin kokan burçlarından anılarımın manzarasını izledim bir süre.. Bir çay daha koydum sonra.. Kokusu toprak kokusuyla karışsın diyerek...

Dua etmek istedim; bildiğim tüm duaları unuttuğumu unutarak.. Şükretmekle yetindim en sonunda..

Çay kokusu avuçlarıma sinerken ,penceremin önündeki ucube mahalleyi bile sevdim...
Yaşlanmış, ama gençliğinde çok güzel bir kadınmış gibi acınası duruyordu çünki tam önümde..

Penceremi kapattım yaşlı ucubenin suratına..

En sonunda..
Ağlaya ağlaya sızmış biri gibi sustu gökyüzü. Ben de sustum, bulunduğum manzara karanlıkta silinirken..

Kategorilerim

    Kategori yok

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı